Yabancı Dil Nasıl Öğrenilir?

0

Yabancı dil öğrenilirken beyinde neler oluyor?

Konuyu açıklamak için Dr. Hasanbay Ellidokuzoğlu’nun verdiği bir benzetmeyle başlayalım:

 Biliyor musunuz, denizde boğulmayı başaran tek tür insandır. Bu vücudumuzun ağırlığından kaynaklanmaz. Çünkü insanlardan çok daha ağır olan filler kendilerini suya bırakır ve boğulma tehlikesi geçirmeden suyun üstünde kalır ve yüzer. İşin kötüsü, insan çabaladıkça daha da derine gider. Sanki insanoğlunun bilinçli yüzme çabası onu doğal olarak su yüzünde kalma ve yüzme kapasitesinden mahrum eder. İlginçtir, yeni doğmuş bebekler suda debelenmezler ve doğal bir tepkiyle suyun üstünde kalırlar. Çocukların yetişkinleri başka bir alanda dil edinimidir. Çocuklar ana dillerini rahatlıkla kaparken, yetişkinler yeni bir dil öğrenmek için büyük zahmetlere girerler. İleri zihinsel yapıları ve problem çözme becerilerine sahip olmalarına rağmen yetişkinler, çocuklar kadar başarılı olamazlar. Yine bu sefer dil bağlamında bilinçli öğrenme çabası, yetişkinleri doğal dil edinim kapasitesinden mahrum eder. Yüzme öğrenirken ilk basamak, öğrencinin suyun üstünde durabilmek gibi doğal bir kabiliyeti olduğunu bilmesidir. Dil öğrenirken bilmemiz gereken, bir dili edinmede doğuştan varolan ve sonradan yok olmayan bir kapasitemiz olduğunu bilmektir.

İnsan beyninde dil edinimi için özelleşmiş doğal bir dil edinim cihazı vardır. Bu doğuştan varolan potansiyel, bütün dil öğrenme olayını kontrol eder ve yönlendirir. Bunun için önemli olan da bu potansiyeli aktif hale getirmektir. Yani, dil öğrenmeye sıfırdan başlayıp yavaş yavaş dil yeterliliği oluşturmaktır. Başka bir deyişle, dil öğrenme olayı öğrenme çabaları sonucunda oluşan basamaklı bir olay değildir. Dil öğrenme olayı, varolan doğal potansiyele şekil verme olayıdır. Bir çiçek tohumuna kimse şu renkte, şu kokuda şu şekilde çiçekler vereceksin; boyun şu kadar, yapraklarının şekli şu olacak diye bir şey öğretemez. Yapılan tel şey o tohumda varolan potansiyeli harekete geçirmektir. Gerekli ortam, yani gerekli ısı, ışık, nem olunca o potansiyel harekete geçer; yavaş yavaş filizlenir, dallanır, yapraklanır, çiçek açar, renklenir. koku verir. Aynı şekilde dil öğrenimi için yapılması gereken de sadece bu doğal potansiyeli harekete geçirecek ortamı hazırlamaktır.

Edinme ve öğrenme

Yetişkinlerin yabancı bir dille ilgili bilgi ve becerilerini geliştirme adına izledikleri iki farklı yok vardır: edinme ve öğrenme. Öğrenme, çoğu öğrencinin okul ortamında karşılaştığı bilinçli bir süreçtir. Öğrenmede hedef, dil bilgisi kurallarını bilinçli bir şekilde irdelemek ve bol miktarda alıştırma yapmak suretiyle, öğrenme olayının bilinç altına indirilmesi yani otomatik hale getirmektir. Bu açıdan yabancı dil ”öğrenimi££, başka bir konunun öğrenimi ile benzeşmektedir; on parmak daktilo yazmak, araba sürmek ya da matematik kurallarını öğrenmek gibi. Bütün bu öğrenme çeşitlerine ortak olan, bilinçli sunuş ve irdelemeden sonra bol miktarda alıştırma yapmak suretiyle öğrenme olayının bilinç altına indirilmesi yani otomatikleştirilmesidir. Bilinçli olarak öğrenilen bu dil bilgisi kuralları ancak yavaş ve yapay konuşma sırasında veya dil bilgisi testlerinde işe yaramakta, akıcı ve doğal dil kullanımı sırasında ise fazla kullanılmamaktadır.

Yabancı dilin doğal bir şekilde kullanımı ancak ”edinme” yoluyla olmaktadır. Edinme ise, kendine özgü bilinçaltı bir süreç olup, başka alanlardaki öğrenme süreçleriyle benzeşmektedir. Yabancı dil edinimiyle benzerlik gösteren tek süreç, ana dil edinimidir.

Edinme ve öğrenme arasında geçiş yoktur. Bilinçli bir şekilde öğrenilen her hangi bir şey bilinçaltına atılamamakta, yani edinme gerçekleşememektedir.

Doğal sıra

İnsanlar ana dillerini ve herhangi bir yabancı dili öğrenirken, aldıkları dil eğitiminin türü (sokakta, kendi kendine, okulda), yaşları ve ana dilleri ne olursa olsun, doğal bir sırayı yani doğal bir müfredatı takip etmektedir. Bu sıra dışı müdahalelere kapalıdır ve değişmez. Yani tek bir dil öğesi binlerce kez tekrar edilirse, değişik faaliyetlerle irdelense dahi o öğe kaydedilemez. Başka bir deyişle, ne yapılırsa yapılsın, hangi faaliyetler gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, sırası gelmedikçe o öğe öğrenilemez ve hiçbir öğrenim tekniği bu sırayı değiştiremez. Örneğin İngilizcede üçüncü tekil şahıs eki ‘-s’ (He speaks English very well), her ne kadar okullarda ilk ayda ya da ilk aylar içinde öğretilse de, edinim açısında en son edinilen öğelerden birisidir. Bu nedenle de öğrenciler yapılan faaliyetlere rağmen, çoğu zaman bu öğeyi doğru kullanamaz. Hatta bireyler ileri seviyede dahi bu konuda hatalar yapmaktadırlar. Bu, bir kuralın zamanı gelmeden önce edinilememesi, dil edinim cihazının dış müdahalelerden bağımsız çalışması ve doğal sıranın değiştirilememesi konusunda iyi bir örnektir.

Bütün bu açıklamalardan sonra, dil edinme cihazının nasıl harekete geçirilebileceği ve dil öğrenmek için elverişli bir ortamın nasıl hazırlanacağı konusu daha kolay açıklanabilir.

Anlaşılabilir girdi

Dil edinme cihazını harekete geçiren tek şey anlaşılabilir girdidir. Dikkat edilecek olursa, sadece girdi değil, girdinin anlaşılabilir olması da önemlidir. Beynin herhangi bir bilgiyi izleyebilmesi için, o konuyla ,ilgili bilgilere ekleyebileceği beyin içi bir yapı gereklidir. Bu, bir mektup zarfı örneği ile açıklanabilir. Bu zarfın üzerinde sadece alıcının adı olsa, mektubun doğru adrese taşınması mümkün değildir. Onun alıcıya ulaşması için alıcının adı, soyadı, apartman numarası, daire numarası, cadde, şehir, sokak, ülke gibi bilgiler gereklidir.Aynı şekilde, beyne ulaşan bilginin izleyeceği beyin içi yapıyla ilişki kurabilmesi için gelen bilginin anlaşılabilir olması gerekir. Örneğin eğer hiç Rusça bilmiyorsan, sabahtan akşama Rusça televizyon izlemekle Rusça öğrenmen mümkün değildir. Girdi sağlandığı halde, anlaşılabilirlik koşulu sağlanmadığı için öğrenme olayı gerçekleşmez. Anlaşılabilir girdi sağlamanın iki temek yolu ise bol bol okumak ve dinlemek, okuduğunu ve dinlediğini anlamaktır.

Anlaşılabilir girdiler neler olabilir? Bu konuda sonraki bölümde daha ayrıntılı bilgi bulacaksınız ama burada size kısa bir bilgi vereceğim.

Video, TV ve Film

Video, TV ve film, hem görsel hem de işitsel girdi sağlanması ve görsel ipuçlarının fazla olması sebebiyle oldukça zengindir. Video, TV ve filmin bir de görsel çekiciliği göz önüne alınırsa, dil edinimi için vazgeçilmez bir araç olarak gözükmektedir.

Dinleme

Dinleme anlaşılabilir girdi sağlamanın belki de en kolay yoludur. DVD, CD, kaset ve radyo yoluyla oldukça zengin işitsel girdi sağlanabilir.

Okuma

Özellikle ders dışı hikaye ve roman okumak dil gelişimi için çok büyük katkı sağlar. Örneğin, ABD’de yapılan bir araştırmada, öğrencilerin üniversitede İngilizce olarak verilen eğitimi yürütüp yürütemeyeceklerini ölçen TOEFL sınavı sonuçları incelenmiştir. Onların başarılarını sağlayan en önemli faktörün ders dışında hikaye ve roman okumaları olduğu tespit edilmiştir. Bütün diğer faktörler (kursa gitme, özel ders alma, okulda yabancı dil eğitimi alma vb.) arasında ders dışı hikaye ve roman okumanın %49 oranında genel İngilizce yeterliliğini etkilediği bulunmuştur.

İletişimsel ortamın yaratılması

Dil; günlük hayatımızda bir şeyi anlatmak, dinlemek, öğrenmek gibi amaçlar için kullanılır. Hiç kimse günlük iletişimde sıfatlar, zamirler, edilgen fiil vb. konularda ve bunların bilincinde olarak konuşmaz. Aksine, dili kullanarak başka şeyler hakkında konuşur. Halbuki, yabancı dil eğitiminde, dil gerçek işlevinden soyutlanmış, bir iletişim ve öğrenme aracı olmaktan çıkmış, hakkında konuşulan, çalışılan bir amaç haline gelmiştir. Dil hakkında bilgi sahibi olmak, kuralları ezberlemek, dil bilmek ile eş anlamlı tutulmuş, öğrencilerin, bütün kuralları bilseler bile, buları gerçek hayata taşıyamadıkları ve kullanamadıkları hesaplanmamıştır. Dolayısıyla, dilin özünde olan doğallık ve doğal ortam yerine, sınıfta dili bir amaç olarak gören yapay bir yabancı dil kavramı ve buna dayalı olarak da yapay ve yetersiz yabancı dil eğitim programları benimsenmiştir. Bu durum şöyle bir örnekle açıklanabilir: Bir insana yüzme öğretilmek isteniyor. Yüzmek için faydalı olacağı zannedilen teorik bilgiler belirleniyor. Bu bilgiler değişik alt gruplara ayrılıyor. Daha sonra yüzme öğrenecek kişiye, her alt gruba ait teorik bilgiler ayrıntılı bir şekilde ayrı ayrı öğretiliyor. Yüzerken ayaklarının durumu, bacaklarının pozisyonu, el kol koordinasyonu gibi her türlü bilgi teorik olarak yüzme öğrenecek kişiye veriliyor ve bu konularda sınavlar yapılıyor. Teorik sınavdan başarılı olan kişiye; artık tamam, yüzme hakkında her şeyi biliyorsun, haydi yüz, deniliyor. Doğal olarak yüzme ile ilgili her türlü teorik bilgiye sahip kişi, yüzemiyor; çünkü uygulamalı olarak hiç yüzme eğitimi almadı. Bir başka deyişle, kişiye yüzme öğretilmedi, yüzme hakkında bilgiler verildi. Bu örnekte, yüzme hakkındaki teorik bilginin yüzmeyi bilmek ile aynı anlama gelmediği açıkça görülüyor. Yabancı dil eğitimindeki başarısızlık da buradan kaynaklanıyor, yani dil bilgisi kurallarını bilmek ile dili bir iletişim aracı olarak kullanabilmek eş anlamlı tutuluyor. Dil hakkında böyle bilgi vermeyi, dili kullanmakla bir tutan bir sistemin ürünü olan öğrenciler de, dil kurallarını bilseler dahi, doğal ortamda o yabancı dili verimli ve etkili olarak kullanamıyorlar. Sonuç olarak, yanlış rota seçilmesiyle varılmak istenen noktadan uzaklaşılmış ve yabancı dil eğitiminden istenilen verim alınmamıştır.

Bunun için dilin bir iletişim aracı olduğu gerçeği, der içi ve dışı yabancı dil faaliyetlerinde de yansıtılmalıdır. Dil yapısına yönelik bir çalışma, yabancı dilde yeterlilik için çok az bir katkı sağlayacaktır. Bu şu şekilde açıklanabilir. Çocukluk yıllarınızı bir hatırlayın ya da etrafınızdaki çocukları inceleyin. Anneleriniz, babalarınız ya da büyükleriniz size Türkçe öğretirken ”Evet, bu gün geçmiş zamanı öğreneceğiz” diye bir yaklaşımla mı öğrettiler? Onların böyle yapıları öğretmek gibi bir kaygıları var mıydı? Yoksa onlar sadece sizinle iletişim mi kurmaya çalıştılar? Siz ve onlar sadece anlama ve mesajlara odaklandınız ve bilinç altınızda dil yeterliliğiniz yavaş yavaş gelişti.

Aynı şekilde, yabancı dil öğrenirken de yapılması gereken, mesaja ve anlama yönelmektir. Siz anlamlı iletişimler için dili kullandığınız sürece anlamlı girdi elde edeceksiniz ve beyniniz de otomatik olarak bilinçaltınızda yabancı dil yeterliliğinizi kendi programı dahilinde gerçekleştirir.

Psikolojik durum

Yabancı dil eğitiminde başarıyı etkileyen bir diğer etken de psikolojik faktörlerdir. Yüksek motivasyon ve kendine güven, korku ve endişe duymama yabancı dildeki başarıyı olumlu yönde etkiler. Bunun için yabancı dilin size sağlayacağı avantajları düşünüp kendinizi daha çok motive etmeniz, yabancı dili öğrenebileceğiniz konusundaki güveninizi yinelemeniz, korku ve paniğe kapılmamanız, özellikle ”Hata yaparım” diye korkmamanız gerekmektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, dil ediniminde doğal bir sıra vardır. Herkes bu aşamalarda geçecektir. Dolayısıyla sizin bulunduğunuz seviye, yabancı dil yeterliliği için bir basamak oluşturmaktadır. Bu nedenle hata yapmak bulunduğunuz seviyenin doğal bir sonucudur. Sizin bilinç altı sisteminiz, o sırada, ancak bu kadar üretime olanak tanımaktadır. Dolayısıyla, hata yapmamak değil, hata yapmak bu edinim sürecinin doğal bir sonucudur. Bu nedenle ”Haztz yaparım” diye derse katılmamak, iletişim kurmamak büyük hata olur.

Sonuç

Bir yabancı dil, bol bol yabancı dil girdileri elde edilerek öğrenilir. Bunun için de dilin bir araç olarak kullanıldığı iletişimsel ortamların oluşturulması gerekmektedir. bu amaçla öğrenci, genel anlamı yakalamak koşulu ile, çok dinlemeli, okumalı ve izlemelidir. Ayrıca, öğrencinin korku stres, aşırı heyecan gibi olumsuz etkilerden sıyrılıp kendine güvenmesi, dil öğrenme olayını ilginç hale getirmesi gerkmektedir.

Share.

About Author

EĞİTİMİDEA.

Eğitim Haberleri, Tavsiyeler, Dosyalar..

Leave A Reply

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.